Pekiştirmeli Sözcükler Nasıl Oluşur? Türkçede Ses, Biçim ve Anlam Üzerine Bilimsel Bir İnceleme
Pekiştirmeli Sözcükler Nasıl Oluşur? Türkçede Ses, Biçim ve Anlamın Birlikte Çalışması
Türkçede “bembeyaz”, “kapkara”, “tertemiz”, “yemyeşil”, “sapsarı”, “mosmor” gibi sözcükleri günlük konuşmada o kadar doğal kullanıyoruz ki bunların aslında oldukça ilginç bir dilbilimsel mekanizmanın ürünü olduğunu çoğu zaman fark etmiyoruz. Benim açımdan bu konuyu ilginç kılan nokta da tam olarak burada başlıyor: Bir sözcüğün anlamını yalnızca “çok” anlamına gelen başka bir sözcük ekleyerek değil, sözcüğün ses yapısını değiştirerek nasıl güçlendirebiliyoruz?
Örneğin “beyaz” ile “bembeyaz” arasında yalnızca niceliksel bir fark yoktur. “Bembeyaz” sözcüğü, beyazlığın belirgin, yoğun veya dikkat çekici olduğunu ifade eder. Üstelik bunu yapmak için Türkçe, sözcüğün başındaki ses dizisini kısmen yeniden üretir ve araya belirli bir ünsüz yerleştirir. Bu durum, ilk bakışta düzensiz gibi görünse de dilbilim araştırmaları, sistemin tamamen rastlantısal olmadığını; fonoloji, biçimbilim, sözlükleşme ve kullanım sıklığının birlikte rol oynadığını gösteriyor.
Bu nedenle “pekiştirme”yi yalnızca okul dilbilgisindeki bir başlık olarak değil, konuşucunun anlamı nasıl yapılandırdığını gösteren küçük bir laboratuvar gibi incelemek oldukça verimli. Aşağıdaki tartışmada özellikle şu soruyu izlemek istiyorum: Türkçe konuşuru neden “beybeyaz” değil de “bembeyaz” der?
Pekiştirme tam olarak nedir?
Dilbilimde Türkçedeki bu yapı çoğunlukla kısmi ikileme (partial reduplication) veya pekiştirici kısmi ikileme (emphatic reduplication) olarak adlandırılır. Temel mekanizmada sözcüğün başlangıcındaki seslerden oluşan bir parça alınır, bu parça sözcüğün önüne getirilir ve araya çoğunlukla m, p, r veya s ünsüzlerinden biri girer.
Örneğin:
- beyaz → bem+beyaz → bembeyaz
- kara → kap+kara → kapkara
- temiz → ter+temiz → tertemiz
- yeşil → yem+yeşil → yemyeşil
- mor → mos+mor → mosmor
- sarı → sap+sarı → sapsarı
- sıcak → sım+sıcak → sımsıcak
Burada önemli nokta, bu ünsüzlerin basit bir “ek” gibi düşünülmemesi gerektiğidir. Neşe Demir’in 2018 tarihli, Proceedings of the Linguistic Society of America dergisinde yayımlanan çalışması, yapıyı özellikle fonoloji ve sözlükleşme arasındaki ilişki açısından ele alır. Araştırmaya göre pekiştirme yapısı ilk hecenin kopyalanmasına dayanır ve bu kopya m, p, r veya s bağlantı ünsüzlerinden biriyle kapanabilir.
Dolayısıyla “çok güzel” ile “bembeyaz” aynı dilbilgisel yöntemle kurulmaz. İlkinde bağımsız bir derece belirteci bulunurken ikincisinde sözcüğün kendi ses yapısı üzerinde değişiklik yapılır.
Neden özellikle m, p, r ve s?
Burada Türkçe öğrenenlerin en sık karşılaştığı soru ortaya çıkıyor: Neden “bembeyaz” var da “benbeyaz” yok? Neden “tertemiz” deniyor da “tep temiz” gibi başka bir biçim kullanılmıyor?
İlk bakışta m, p, r ve s arasında ortak bir kural bulunmadığı düşünülebilir. Gerçekten de yalnızca sözcüğün ilk harfine bakarak hangi ünsüzün geleceğini her zaman kesin biçimde tahmin etmek mümkün değildir.
Ebru Koç’un 2018 yılında yayımlanan araştırması bu konuda özellikle dikkat çekici. Araştırmada yaşları 18 ile 56 arasında değişen 190 ana dili Türkçe olan katılımcı ve 21 sıfat kullanılmıştır. Katılımcıların tercihleri kullanım sıklığı açısından incelenmiştir. Sonuçlarda p ünsüzü en sık kullanılan seçenek, r ise en az kullanılan seçenek olarak belirlenmiştir. Ayrıca incelenen sıfatların önemli bir bölümünde birden fazla pekiştirilmiş biçimin görülebilmesi, sistemin tek ve katı bir formüle indirgenemeyeceğini düşündürmektedir.
Bu sonuç bence oldukça önemli. Çünkü okul bilgisinde bazen “ilk hece alınır, m/p/r/s eklenir” şeklinde basitleştirilmiş bir formül öğreniyoruz. Oysa gerçek dil kullanımı bundan daha karmaşık.
Pekiştirme yalnızca bir ses kuralı mı?
Hayır. Asıl ilginç nokta burada.
Demir’in araştırması, mevcut sözcüklerde bağlantı ünsüzünün seçiminin yalnızca sesbilimsel özelliklerle açıklanamayacağını, sözlüksel olarak belirlenmiş olabileceğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, ana dili Türkçe olan kişi yeni bir sözcükle karşılaştığında her zaman matematiksel bir algoritma uygulamıyor. Var olan dil örüntülerinden yararlanıyor.
Araştırmanın yöntemi de bu nedenle ilginçtir. Demir yalnızca sözlüklerde bulunan sözcüklere bakmakla kalmamış, katılımcılara “nonce word” olarak adlandırılan, yani gerçek söz varlığının parçası olmayan yapay sözcükler de sunmuştur. Böylece şu soru test edilebilmiştir:
Konuşucu daha önce karşılaşmadığı bir sözcüğü pekiştirmesi gerektiğinde gerçekten bir kural mı uyguluyor, yoksa ezberlediği örnekleri mi taklit ediyor?
Bulgular, konuşucuların yeni sözcüklerde birden fazla strateji kullanabildiğini göstermiştir. Bazı durumlarda tabandaki bir ünsüz bağlantı ünsüzü olarak kopyalanabilmekte, bazı durumlarda bağlantı ünsüzü hiç kullanılmamakta, bazı durumlarda ise başlangıç ünsüzüyle farklılaşma sağlanmaktadır.
Bu, insan dilinin “kural mı, ezber mi?” ikilemine güzel bir örnektir. Aslında ikisi birden çalışıyor olabilir.
Fonolojik yapı neden önemli?
Pekiştirme sözcüklerinde seslerin sıralanışı tesadüfi değildir. İlk hecenin veya ilk ses grubunun kopyalanması, sözcüğün mevcut fonolojik yapısıyla etkileşir.
Örneğin:
temiz → tertemiz
yapısında “ter” parçası, “temiz” sözcüğünün ilk ses dizisine dayalıdır. Benzer şekilde:
kara → kapkara
biçiminde “ka” başlangıç yapısı korunur ve pekiştirici bölüm “p” ile kapanır.
Bu nedenle pekiştirme, Türkçenin genel ses düzeniyle bağlantılıdır. Kaan Yılmaz’ın 2020 tarihli Türkbilig araştırması, kelime başı hece yinelenmesiyle oluşan bu yapıların yalnızca biçimsel bir özellik olarak değil, sesbilimsel, biçimbilimsel, sözlüksel ve anlambilimsel boyutları bulunan bir olgu olarak ele alınması gerektiğini vurgular.
Daha da ilginç olanı, bunun Türkçenin tarihsel gelişiminden bağımsız yeni bir özellik olmamasıdır. Oğuz Ergene’nin tarihî Türk yazı dillerini karşılaştırdığı çalışmada, hece yinelenmesiyle oluşturulan pekiştirilmiş yapıların Türkçenin erken yazılı dönemlerinden itibaren görüldüğü ve farklı tarihsel dönemlerde çeşitli biçimlerde devam ettiği ortaya konmaktadır.
Yani “yemyeşil” yalnızca modern Türkçenin günlük konuşma alışkanlığı değildir; arkasında daha uzun bir dil tarihi bulunmaktadır.
Pekiştirme ile ikileme aynı şey midir?
Burada terminolojik bir tartışma başlıyor. “İkileme” sözcüğü Türkçede oldukça geniş bir alanı kapsar. “yavaş yavaş”, “ev bark”, “eş dost” gibi yapılarla “bembeyaz” aynı mekanizmaya sahip değildir.
“Bembeyaz”da sözcüğün tamamı iki kez yinelenmez. Bunun yerine sözcüğün bir bölümü kopyalanır. Bu yüzden çağdaş dilbilim terminolojisinde “kısmi ikileme” veya “emphatic reduplication” açıklaması daha isabetlidir.
Bununla birlikte Türkçe dilbilgisi literatüründe sınıflandırma konusunda tam bir terminoloji birliği bulunmamaktadır. Akyalçın’ın 2017 tarihli çalışması da “dümdüz, yemyeşil, simsiyah, büsbütün, kaskatı” gibi örneklerin yazımı, sözcük türü ve ikileme niteliği bakımından tartışıldığını göstermektedir.
Bu nedenle “pekiştirme sözcüğü = ikileme” şeklindeki eşitlik fazla basit kalır. Daha doğru yaklaşım, pekiştirmeyi ses yinelemesi temelli özel bir biçimbilimsel ve anlambilimsel yapı olarak değerlendirmektir.
Pekiştirme anlamı gerçekten “çok” demek midir?
Tam olarak değil.
“Beyaz” → “bembeyaz” dönüşümü yalnızca “daha fazla beyaz” anlamına gelmez. Pekiştirme, niteliğin yüksek derecede belirginliğini de ifade edebilir.
“Bembeyaz bir gömlek” dediğimizde yalnızca gömleğin beyaz olduğunu söylemeyiz. Beyazlığın başka renklerden ayrışacak kadar belirgin olduğunu ima ederiz.
Aynı durum “simsiyah”, “mosmor”, “tertemiz”, “sapsarı” gibi örneklerde de görülür. Dolayısıyla pekiştirme, dilbilgisel biçim ile algısal anlam arasında bir köprü kurar.
Bu noktada deneysel dilbilim açısından yeni sorular ortaya çıkıyor: Bir nesnenin “beyaz” olduğunu söylemekle “bembeyaz” olduğunu söylemek, dinleyicinin zihnindeki görsel temsili ne kadar değiştiriyor? Pekiştirilmiş sözcükler daha hızlı mı işleniyor? Duygusal açıdan daha güçlü bir tepki mi oluşturuyor?
Pekiştirmeli Sözcükler Nasıl Oluşur? Türkçede Ses, Biçim ve Anlamın Birlikte Çalışması
Türkçede “bembeyaz”, “kapkara”, “tertemiz”, “yemyeşil”, “sapsarı”, “mosmor” gibi sözcükleri günlük konuşmada o kadar doğal kullanıyoruz ki bunların aslında oldukça ilginç bir dilbilimsel mekanizmanın ürünü olduğunu çoğu zaman fark etmiyoruz. Benim açımdan bu konuyu ilginç kılan nokta da tam olarak burada başlıyor: Bir sözcüğün anlamını yalnızca “çok” anlamına gelen başka bir sözcük ekleyerek değil, sözcüğün ses yapısını değiştirerek nasıl güçlendirebiliyoruz?
Örneğin “beyaz” ile “bembeyaz” arasında yalnızca niceliksel bir fark yoktur. “Bembeyaz” sözcüğü, beyazlığın belirgin, yoğun veya dikkat çekici olduğunu ifade eder. Üstelik bunu yapmak için Türkçe, sözcüğün başındaki ses dizisini kısmen yeniden üretir ve araya belirli bir ünsüz yerleştirir. Bu durum, ilk bakışta düzensiz gibi görünse de dilbilim araştırmaları, sistemin tamamen rastlantısal olmadığını; fonoloji, biçimbilim, sözlükleşme ve kullanım sıklığının birlikte rol oynadığını gösteriyor.
Bu nedenle “pekiştirme”yi yalnızca okul dilbilgisindeki bir başlık olarak değil, konuşucunun anlamı nasıl yapılandırdığını gösteren küçük bir laboratuvar gibi incelemek oldukça verimli. Aşağıdaki tartışmada özellikle şu soruyu izlemek istiyorum: Türkçe konuşuru neden “beybeyaz” değil de “bembeyaz” der?
Pekiştirme tam olarak nedir?
Dilbilimde Türkçedeki bu yapı çoğunlukla kısmi ikileme (partial reduplication) veya pekiştirici kısmi ikileme (emphatic reduplication) olarak adlandırılır. Temel mekanizmada sözcüğün başlangıcındaki seslerden oluşan bir parça alınır, bu parça sözcüğün önüne getirilir ve araya çoğunlukla m, p, r veya s ünsüzlerinden biri girer.
Örneğin:
- beyaz → bem+beyaz → bembeyaz
- kara → kap+kara → kapkara
- temiz → ter+temiz → tertemiz
- yeşil → yem+yeşil → yemyeşil
- mor → mos+mor → mosmor
- sarı → sap+sarı → sapsarı
- sıcak → sım+sıcak → sımsıcak
Burada önemli nokta, bu ünsüzlerin basit bir “ek” gibi düşünülmemesi gerektiğidir. Neşe Demir’in 2018 tarihli, Proceedings of the Linguistic Society of America dergisinde yayımlanan çalışması, yapıyı özellikle fonoloji ve sözlükleşme arasındaki ilişki açısından ele alır. Araştırmaya göre pekiştirme yapısı ilk hecenin kopyalanmasına dayanır ve bu kopya m, p, r veya s bağlantı ünsüzlerinden biriyle kapanabilir.
Dolayısıyla “çok güzel” ile “bembeyaz” aynı dilbilgisel yöntemle kurulmaz. İlkinde bağımsız bir derece belirteci bulunurken ikincisinde sözcüğün kendi ses yapısı üzerinde değişiklik yapılır.
Neden özellikle m, p, r ve s?
Burada Türkçe öğrenenlerin en sık karşılaştığı soru ortaya çıkıyor: Neden “bembeyaz” var da “benbeyaz” yok? Neden “tertemiz” deniyor da “tep temiz” gibi başka bir biçim kullanılmıyor?
İlk bakışta m, p, r ve s arasında ortak bir kural bulunmadığı düşünülebilir. Gerçekten de yalnızca sözcüğün ilk harfine bakarak hangi ünsüzün geleceğini her zaman kesin biçimde tahmin etmek mümkün değildir.
Ebru Koç’un 2018 yılında yayımlanan araştırması bu konuda özellikle dikkat çekici. Araştırmada yaşları 18 ile 56 arasında değişen 190 ana dili Türkçe olan katılımcı ve 21 sıfat kullanılmıştır. Katılımcıların tercihleri kullanım sıklığı açısından incelenmiştir. Sonuçlarda p ünsüzü en sık kullanılan seçenek, r ise en az kullanılan seçenek olarak belirlenmiştir. Ayrıca incelenen sıfatların önemli bir bölümünde birden fazla pekiştirilmiş biçimin görülebilmesi, sistemin tek ve katı bir formüle indirgenemeyeceğini düşündürmektedir.
Bu sonuç bence oldukça önemli. Çünkü okul bilgisinde bazen “ilk hece alınır, m/p/r/s eklenir” şeklinde basitleştirilmiş bir formül öğreniyoruz. Oysa gerçek dil kullanımı bundan daha karmaşık.
Pekiştirme yalnızca bir ses kuralı mı?
Hayır. Asıl ilginç nokta burada.
Demir’in araştırması, mevcut sözcüklerde bağlantı ünsüzünün seçiminin yalnızca sesbilimsel özelliklerle açıklanamayacağını, sözlüksel olarak belirlenmiş olabileceğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle, ana dili Türkçe olan kişi yeni bir sözcükle karşılaştığında her zaman matematiksel bir algoritma uygulamıyor. Var olan dil örüntülerinden yararlanıyor.
Araştırmanın yöntemi de bu nedenle ilginçtir. Demir yalnızca sözlüklerde bulunan sözcüklere bakmakla kalmamış, katılımcılara “nonce word” olarak adlandırılan, yani gerçek söz varlığının parçası olmayan yapay sözcükler de sunmuştur. Böylece şu soru test edilebilmiştir:
Konuşucu daha önce karşılaşmadığı bir sözcüğü pekiştirmesi gerektiğinde gerçekten bir kural mı uyguluyor, yoksa ezberlediği örnekleri mi taklit ediyor?
Bulgular, konuşucuların yeni sözcüklerde birden fazla strateji kullanabildiğini göstermiştir. Bazı durumlarda tabandaki bir ünsüz bağlantı ünsüzü olarak kopyalanabilmekte, bazı durumlarda bağlantı ünsüzü hiç kullanılmamakta, bazı durumlarda ise başlangıç ünsüzüyle farklılaşma sağlanmaktadır.
Bu, insan dilinin “kural mı, ezber mi?” ikilemine güzel bir örnektir. Aslında ikisi birden çalışıyor olabilir.
Fonolojik yapı neden önemli?
Pekiştirme sözcüklerinde seslerin sıralanışı tesadüfi değildir. İlk hecenin veya ilk ses grubunun kopyalanması, sözcüğün mevcut fonolojik yapısıyla etkileşir.
Örneğin:
temiz → tertemiz
yapısında “ter” parçası, “temiz” sözcüğünün ilk ses dizisine dayalıdır. Benzer şekilde:
kara → kapkara
biçiminde “ka” başlangıç yapısı korunur ve pekiştirici bölüm “p” ile kapanır.
Bu nedenle pekiştirme, Türkçenin genel ses düzeniyle bağlantılıdır. Kaan Yılmaz’ın 2020 tarihli Türkbilig araştırması, kelime başı hece yinelenmesiyle oluşan bu yapıların yalnızca biçimsel bir özellik olarak değil, sesbilimsel, biçimbilimsel, sözlüksel ve anlambilimsel boyutları bulunan bir olgu olarak ele alınması gerektiğini vurgular.
Daha da ilginç olanı, bunun Türkçenin tarihsel gelişiminden bağımsız yeni bir özellik olmamasıdır. Oğuz Ergene’nin tarihî Türk yazı dillerini karşılaştırdığı çalışmada, hece yinelenmesiyle oluşturulan pekiştirilmiş yapıların Türkçenin erken yazılı dönemlerinden itibaren görüldüğü ve farklı tarihsel dönemlerde çeşitli biçimlerde devam ettiği ortaya konmaktadır.
Yani “yemyeşil” yalnızca modern Türkçenin günlük konuşma alışkanlığı değildir; arkasında daha uzun bir dil tarihi bulunmaktadır.
Pekiştirme ile ikileme aynı şey midir?
Burada terminolojik bir tartışma başlıyor. “İkileme” sözcüğü Türkçede oldukça geniş bir alanı kapsar. “yavaş yavaş”, “ev bark”, “eş dost” gibi yapılarla “bembeyaz” aynı mekanizmaya sahip değildir.
“Bembeyaz”da sözcüğün tamamı iki kez yinelenmez. Bunun yerine sözcüğün bir bölümü kopyalanır. Bu yüzden çağdaş dilbilim terminolojisinde “kısmi ikileme” veya “emphatic reduplication” açıklaması daha isabetlidir.
Bununla birlikte Türkçe dilbilgisi literatüründe sınıflandırma konusunda tam bir terminoloji birliği bulunmamaktadır. Akyalçın’ın 2017 tarihli çalışması da “dümdüz, yemyeşil, simsiyah, büsbütün, kaskatı” gibi örneklerin yazımı, sözcük türü ve ikileme niteliği bakımından tartışıldığını göstermektedir.
Bu nedenle “pekiştirme sözcüğü = ikileme” şeklindeki eşitlik fazla basit kalır. Daha doğru yaklaşım, pekiştirmeyi ses yinelemesi temelli özel bir biçimbilimsel ve anlambilimsel yapı olarak değerlendirmektir.
Pekiştirme anlamı gerçekten “çok” demek midir?
Tam olarak değil.
“Beyaz” → “bembeyaz” dönüşümü yalnızca “daha fazla beyaz” anlamına gelmez. Pekiştirme, niteliğin yüksek derecede belirginliğini de ifade edebilir.
“Bembeyaz bir gömlek” dediğimizde yalnızca gömleğin beyaz olduğunu söylemeyiz. Beyazlığın başka renklerden ayrışacak kadar belirgin olduğunu ima ederiz.
Aynı durum “simsiyah”, “mosmor”, “tertemiz”, “sapsarı” gibi örneklerde de görülür. Dolayısıyla pekiştirme, dilbilgisel biçim ile algısal anlam arasında bir köprü kurar.
Bu noktada deneysel dilbilim açısından yeni sorular ortaya çıkıyor: Bir nesnenin “beyaz” olduğunu söylemekle “bembeyaz” olduğunu söylemek, dinleyicinin zihnindeki görsel temsili ne kadar değiştiriyor? Pekiştirilmiş sözcükler daha hızlı mı işleniyor? Duygusal açıdan daha güçlü bir tepki mi oluşturuyor?